Otizm bizim kapıyı da çaldı.

“Tık tık tık ben geldim. Adım Otizm size A tipimle geldim.”

“Hoş geldin demeyi isterdim ama çok hoş gelmedin ama yine de kapımızı açtım ziyaretin kısa sürsün…”

Yiğit paşamla 28 aylıkken başladı bu serüven. Bilmiyordum böyle bir engel türünü ama şimdi A’dan Z’ye biliyoruz neredeyse. Teyzem öğretmen ve otizmli öğrencileri olduğundan onun sayesinde öğrendim. O andaki yaşadıklarımı anneme ve teyzeme arkalarından söylediğim sözleri yazmak yerine şu anda gözyaşlarıyla hatırlayıp bu kısmı geçiyorum. Biliyorum ki Yiğit’imde bir sıkıntı var, hemen bir psikiyatri randevusuna gittik ve evet Yiğit’in %40 Atipik Otizmli raporunu çıkardık. Büyük oğlumla Konya Eğitim Araştırma Hastanesinin önünde yaşadığım üzüntü 12 yaşındaki çocuğumu on yaş daha olgunlaştırdı. İyi ki varsın Yusuf’um. Hemen rehabilitasyon merkezlerinin araştırmasına koyuldum. On yedisini not alıp sekiz tanesini ziyarete gidip, birinde eğitime başladım. Orasının bize verdiklerini inkar edemem çünkü Yiğit orada bir erkek öğretmenle bir saat aynı odada kalmayı öğrendi iki ay içerisinde. Erkekleri hiç sevmiyordu.

Ben ise kurumları gezmeye, araştırmaya devam ediyordum. İstanbul, Eskişehir… Fakat her şey maddiyata bağlı olduğu için aklım oralarda kalıp çaresizce döndüğüm günlerdi o günler. Hemen kreşe de başlatın demişti pskiyatri hocamız ve ben dediklerini harfiyen üç gün sonra yapmaya başladım. Kreşler en çokta onlar ağlattılar. Durumumuzu anlatınca nazikçe kovulduk. Almayı kabul eden yerlerde sade para gözüyle bakıyorlardı. Yavrunu bir dakika bırakmak istemeyeceğin yerlere kabul edilmiyorsun. Zor günlerdi ama mücadeleyi hiç bırakmadım. O kadar çok anlatacaklarım var ki. Soyunup gezen, sadece sağ omzumda ve aynı noktada ayakta durarak uyuttuğum günler. Yüzüne bakmaya kıyamadığım çocuğumu kreşe bırakıp o içeride bende onun ağlayan sesiyle dışarıda ağlama seslerini takip ederek çocuğumun dersi bitene kadar kapıda beklediğimiz günler…

Geçti mi? Geçecek mi?

Evet ben önce Allah’ıma sonra da bizimle birlikte mücadele eden hocalarımıza, vakfımıza ve kendime güvenerek bu yola devam ediyorum. Tabii ki hayatımızda tek sıkıntı Yiğit’te değildi; ölümler, ayrılıklar ama yıkılmadık. Otizmli hayatımızda yüzümüzü güldüren iki yer oldu. SOBE’ye davet edildiğimiz günü yaşıyorum. Şeker Fabrikası’ndan beni mülakata çağırdıkları gün bile bu kadar heyecanlanmamıştım, sevinememiştim. Dosyaları kucakladım. Kocaman bir topluluğun önünde bizi anlattım, Yiğit’le mücadelemi anlattım. O gün sabaha kadar uyuyamadım. Eksiksiz anlatmalıydım. Ve SOBE bize de kucağını açtı, hayatımız kolaylaşmaya başladı. Eğitime götürmek için saatlerce yol gitmek bile rüyalarda kaldı. En çokta “Bu çocuk tuvalet eğitimini kazanamıyor” diyen yakınlarıma iki ay gibi bir sürede bu sorunu çözdüğümüzü gözlerine sokarcasına anlatıyordum. SOBE’ye başladım bu arada bir kreşte buldum. SOBE’ye çok yakın olduğu için hayatımız daha da kolaylaştı, hayat bize de gülüyordu.

Nereden nereye dedikleri bu olsa gerek. Çocuğum artık öğreniyor, mutlu ve gelişiyor. Spor derslerinde bisiklete kaskıyla binip bana doğru geldiği gün demiştim: “Evet çok doğru yerdeyiz.”

Gün geçtikçe kendini yenileyen, bizlere yol gösteren, çocuğumu ve beni kucağına basan SOBE’ye sonsuz teşekkürler. Rabbim bizimde mezun olduğumuz günleri görmeyi nasip etsin inşallah. Her şey için teşekkür ederim.

Tülay Hanım

24.01.2019